http://fizy.com/#s/1377gn
İçtikçe içesim geliyor
Gelenler gidenlere benziyor
Ne çok insan
Ne çok yalnızlık
Ne çok ışık
Ne kadar karanlık
Ne çok söz
Ne çok sessizlik
Ölümüm bu benim çaresizlik
Geçen kış bir takım şeyler oldu. Kız arkadaşlarımızdan tekmeyi yemiş, zil zurna sarhoş olmuştuk.
Üç arkadaş yürüyorduk, yol parası olmadığından değil yürüyünce ayılırız dedik ve yürüdük.
Barlar sokağında yürüyoruz, uçan kuşa sataşacak durumdayız.
Altı lavuk yavaş yavaş yürüyorlar sokağın çıkışına doğru. Tabi biz de marizlicek adam arıyoruz. İnceden takılıyoruz peşlerine. Sonra Oğuz yapmayalım diyor. Altı kişiler diyor.
Ben de diyorum ki, yarısı kaçar. Rahat ol. Ki çoğu zaman öyle olur.
Mevzuyu başlatacak olan benim. Koşuyorum ve diyorum;
-Siz beni tanıyor musunuz lan!
-Hayır.
-Nasıl tanımazsınız laaaan!
(derken mevzu patlıyor zaten, üç lavuk topukları götlerine vura vura kaçıyorlar. diğerlerinin ağzına sıçıyoruz. kişisel bir şey değil, sadece kin.)
Adamları barcelona taktiğiyle seri bir şekilde dövüyoruz. Ama tabi ki bir messi, xavi, iniesta değiliz.
Uzaktan polis sirenleri duyuluyor, çocuklar hafiftan tırsıyorlar.
-Murat hadi gidelim, yeter.
(sınav yapan öğretmen edasıyla sesleniyorum çocuklara)
-Arkadaşlar siren sesiyle birlikte, lavukları yere bırakıyoruz. Yumruk oynatanın sözlüsüne sıfır veririm!
Dövdüğümüz çocuklar iyice kulak memesine kıvamına geldi, ve ayakta durucak hâlleri kalmadı.
Son yumruğu atacaktım ki, ufacık bir el kolumu tuttu. Ufacık narin bir el. Yapma dedi.
Dönüp baktım, Dilruba!
Çektim elinden, kavradım belini. Hop yapıştım dudaklarına, öpüyorum ama nasıl. Köpek gibi öpüyorum kızı.
Ansızın patlattı tokadı.
-Sen herkesi böyle öper misin hayvan!
-Naparsın benimkisi dudak tiryakiliği.. hehe.
-Yarın görüşürüz!!!
Sonra çağatay bağırdı, hadi abi polisler geliyor dedi. Bastım deparı kaçtım hemen.
Ertesi sabah dersanede Dilruba ile kantindeyiz. Dün gecenin kritiğini yapıyoruz.Dövdüğüm lavuk bunun sevgilisiymiş. Ben de aşıktım dilruba’ya da pas vermemişti fallik. Ama olsun.
-Neden içip içip adam dövüyorsunuz murat, neden!
-Hayatımızın sikilmişliğinin acısını çıkartıyoruz. O değil de, ben seni seviyorum Dilruba!
-Yüzsüzsün murat, yüzsüz!
Dersane bitince de dilruba ile bir daha görüşemedik, gerçi ne zaman istanbul’a dönsem bir yerlerde kaşılaşıyoruz ama tanımamazlıktan geliyorum.
Sonra yine arkadaşlarla içtik, ve şarkıyı söylemeye devam ettik…
http://fizy.com/#s/1377gn
Ne olacaksa olsun
Olacaksa şimdi burda olsun
Ne gelicekse gelsin
Hazırım
Yeter ki yarın başka olsun.
7 Kasım 2011 Pazartesi
yetersiz
her şeyin tadı aynı gelir. stabil.
en güzel yemeğin de, en güzel içkinin de, en güzel kadının da..
tadı aynı gelir.
bu duygusal bir bunalım veya depresyon değil.
sadece, yetersiz.
yetersiz, evet doğru kelime.
hayatın, dünya’nın ağzındaki bir cümle gibidir.
söylemek ister, ama söyleyemez.
çünkü anlamını yitirmiştir.
Nankörün Dilemması
Eskiden, yani öğrenciyken sürekli ders çalışan öğrencilere anlam veremezdim.
İnek derdim, en arka sıradan en öndeki çocukla dalga geçerdim.
Yeni yeni anlıyorum neden köpek gibi ders çalıştıklarını.
Daha iyi bir ortam için, boş beleş olmayan adamlarla üniversiteye gitmek konuşmak için çalışıyorlarmış.
Nereden bilebilirdim ki.
Ben tarih kitabının içine kötü kedi şerafettin’i koyup okurdum.
Zevk olsun diye hocaların arabalarının benzin depolarına kesme şeker atardım.
Liseye kadar ben de inektim, bakma sonradan umursamaz bir piç olduğuma.
Tembelleştim.
Psikiyatrist bir tanıdığımız;
“Yaşadığı psikolojik travmalar, murat’ın kişiliğini böldü. Zihni kapanmış, artık eskisi gibi olamaz” demişti.
Ben de git kendini becer demiştim.
Ama adam haklıydı, öyle bir zaman gelir ki en zeki piç bile odunlaşmış bir kafaya sahip olabilir.
Belki elif beni terketmeseydi ben de yazmaya hiç başlamazdım.
Belki iyi bir ailem, huzurlu bir evim olsa şimdiki gibi kendine yeten biri olamazdım.
Her şeyde anlam aramak ne kadar saçma!
Aslında nankörün tekiyim, bana verilen hırsı kendime zırh yapamadım.
İnek derdim, en arka sıradan en öndeki çocukla dalga geçerdim.
Yeni yeni anlıyorum neden köpek gibi ders çalıştıklarını.
Daha iyi bir ortam için, boş beleş olmayan adamlarla üniversiteye gitmek konuşmak için çalışıyorlarmış.
Nereden bilebilirdim ki.
Ben tarih kitabının içine kötü kedi şerafettin’i koyup okurdum.
Zevk olsun diye hocaların arabalarının benzin depolarına kesme şeker atardım.
Liseye kadar ben de inektim, bakma sonradan umursamaz bir piç olduğuma.
Tembelleştim.
Psikiyatrist bir tanıdığımız;
“Yaşadığı psikolojik travmalar, murat’ın kişiliğini böldü. Zihni kapanmış, artık eskisi gibi olamaz” demişti.
Ben de git kendini becer demiştim.
Ama adam haklıydı, öyle bir zaman gelir ki en zeki piç bile odunlaşmış bir kafaya sahip olabilir.
Belki elif beni terketmeseydi ben de yazmaya hiç başlamazdım.
Belki iyi bir ailem, huzurlu bir evim olsa şimdiki gibi kendine yeten biri olamazdım.
Her şeyde anlam aramak ne kadar saçma!
Aslında nankörün tekiyim, bana verilen hırsı kendime zırh yapamadım.
Onlar hep vardı, hep olacaklar
“Bir gün çok zengin olursam, sosyete hatunlarla yatıcam. Ama marifet bunu zengin olmadan yapmakta!” -Sırrı D.
Boş zamanlarında tenis oynayan, beyaz tenli, hanımefendi salon kadınları vardır. Böyle diksiyonu düzgün, adamı cezbeden hatunlar.
Alakasız bir aile toplantısında karşılaştıydım. Hemen anladıydım aileden olmadığını.Herkes kebabını rakısını sermiş önüne, bense cüzdanımdaki 5 tl’nin bana sırıtışına yenik düşmüştüm. tavuk dönerle ayran söyledim ve kenara çekilip yemeye başladım. kız da masanın öbür ucundaydı. sonra bizimkiler her zamanki konuyu konuşmaya başladır. terör ve komünizm! sonra ben lafa atladım. beni genç ve tecrübesiz gördükleri için böyle bir bilgi beklemiyorlardı.tek tek herbirinin dikkatini ve saygısını kazandım. bana da kebap söylediler, dayım rakı doldurun yeğenime! dedi. içince çenem açılır, yine açılmıştı. daha sonra kız kalktı geldi yanıma.
kız o kadar güzeldi ki, 5 dakika daha yanımda dursaydı allah’a inanabilir ve müslüman olabilirdim. o derece! o konuşurken, kızın ağzının içinde dilaltı hapı gibi eridim bittim.böyle hatunlar çok tehlikelidir. aman diyim! size o kadar çok şey katarlar ki, hayatınızı o kadar kaliteli hale getirirler ki yaşadığınızdan şüphe edersiniz.
cümlesini bitirdi.
-ankara’da okuyorum. eğer gelirsen beni ara. rakı masasında sohbet iyidir, tekrarlarız.
kızın numarasını kaybettim. zaten arasam, ne diyecektim ki?
hem adana nere ankara nere, yürü oğlum murat kendi çöplüğüne..
-tamam geldiğimde ararım dedim, salakça bir tebessümle.
montumu giydim ve tökezleye tökezleye geldim eve. dedem haklıydı.
o kadınlar hep vardı hep de olacaklar.
eğer bir gün çifte standart kalkarsa, insanlar etiketlemek yerine ilgilenmeye başlarsa ben de o kadınları arayacağım.
ne pahasına olursa olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)