15 Haziran 2012 Cuma

Savaş'ın hikayesi


hayatım başarı hikayeleri ile dolu, benim değil arkadaşlarımın hikayeleri. bazıları zoruma gitse de bazıları beni gururlandırmıştır. savaş’ın hikayesi beni gururlandıranlardan.
savaş ile çok uğraştılar, kürt olduğu için, başarılı olduğu için, sessiz olduğu için çok uğraştılar.
aynı dershanede aynı sınıftaydık. savaş matematik ve geometri konusunda acayip derecede yetenekliydi, fakat türkçesi zayıftı. çünkü onun ikinci diliydi türkçe, çünkü sonradan öğrenmişti türkçeyi. ama sorun değil, o bana geometrinin püf noktalarını öğretiyordu, kendi geliştirdiği formülleri öyle neşeli anlatıyordu ki sanki kendi çocuğunun başarısına sevinen bir baba edasıyla anlatıyordu. ben de elimden geldiği kadar ona yazım kurallarını ve paragraf sorularının püf noktalarını öğretiyordum. savaş hem okuyor hem çalışıyordu, benim gibi. çok az uyuyor, pizzacıda çalışıyor, dershaneye geliyor ders dinliyor o yorgunlukla yine sabah erken kalkıyordu. bu yorgunluk onu bazen öyle bir yoruyordu ki deneme sınavlarında başarısız oluyordu. ama o deniyordu. hem de tüm inancıyla.
çoğu zaman karnı aç gelirdi dershaneye, hep yorgundu. hep. zor gülerdi. ama her güldüğünde içindeki insanlığın filizlendiğini büyüdüğünü hissederdim. derin insanların hisleri de derindir.
sınıftaki sedat peker’in yeğeni kılıklı ülkücü mehmet hep uğraştı savaş’la. bilmediği soruları savaş’a yaptıran ama savaş’ın kürtlüğüne saldıran lakayıt mehmet. gereksiz mehmet. it herif mehmet. savaş gazi mahallesinde oturuyor diye, kürt diye sürekli ona baskı yaptı. ona bir keresinde “savaş biliyomusun bigün ben de bombaları üstüme giyeceğim ve gazi mahallesine geleceğim. hep siz yapacaksınız değil ya” demişti. o an onu öldürmek istedim. permatikle derisini kazımak istedim, tıpkı patates soyma bıçağıyla soyar gibi soymak istedim itin derisini. ve bir gün yine savaşa sardı. kan yine beynime sıçradı.
-savaş sen de 1 mayıs’a gittin mi? biji serok apo dedin mi?
-mehmet kapa çeneni işine bak!
-sana noluyor murat sana bir giren çıkan mı var? ben savaş’a dedim.
-nankör herif o çocuğun sayesinde bir şeyler öğreniyorsun her gün onunla uğraşıyorsun. köpek bile ekmeğe ihanet etmez.
-laflarını sana yedireceğim, bu burada bitmez murat! görüşeceğiz!
-heye heye. istediğin yerde istediğin zaman mehmet. tek kolumu bağlayayım da şartlar eşitlensin. aptal herif.
daha sonra tenefüste savaş yanıma geldi, konuştuk.
-murat neden yaptın bunu, sen kürt değilsin. neden beni savundun?
-evet kürt değilim, aslen yörüğüm. ama bunun onunla alakası yok.
-neden yaptın?
-bak ben küçükken çok zulme uğrayan insan gördüm. müdahale edemedim çünkü zayıftım. şimdi ise zihinsel ve fiziksel olarak güçlüyüm. her şeye gücüm yeter artık. HER ŞEYE!
o yüzden yaptım.
-murat sen kalbi büyük birisin, umarım kalbine göre birini bulursun dostum. bunu gerçekten istiyorum!
-gönül işlerini boşver de bir çay içelim kantinde. he?
savaş şimdi, balıkesir üniversitesinde biyoloji öğretmenliği okuyor. burslu ve mutlu. arkadaşları var, eğleniyor, geziyor, gülüyor. o başardı.
ben mi? beni boşver.

20 Mayıs 2012 Pazar

Zugzwang


"Sen şimdi beni seviyorsun ya
 Yarın sevmeyeceksin bilirim 
 Oysaki ben yarınsız sevdim seni
 Pişman değilim"


son zamanlarda yaptığım tek şey iş görüşmelerine gitmek. takım elbiseyi giymek beni kusturuyor her sabah, sanki takım elbiseyi değil de tanımadığım birinin cesedini ilikliyorum üstüme. öyle eğreti, öyle kirli hissediyorum. ama mecburum. her sabah kalk, kahvaltı yap, çiçekleri sula, takımını giy, metrobüse bin, git, gel. her sabah!
onun için hazırladığım hediyelere bakıyorum. içten içe acaba beğenir mi diyordum. acaba tepkisi ne olur. sonra kapı çaldı, hediyeleri kutuya koyup dolaba kaldırdım.
kapıyı açtım, karşımdaki kimliksiz'di.
-hoş geldin, ben de seni bekliyordum.
+hayırdır? ayrıca çok değişmişsin murat.vücudun, bakışların, mimiklerin... neler yaptın görüşmeyeli?
-20 kilo verdim, kambur duruyordum fizik tedavide duruşumu düzelttim. bitkileri öğrendim, okumadığım kitaplarımı okudum. spor yaptım, öfkemi sahalarda kustum. öfkem, sabıra dönüştü.az da olsa sabırlıyım. 
+ bütün bunları melodi'yi unutmak içiin yapıyorsun değil mi?
- hayır, unutmak ihanettir. ben ona ihanet etmem.
+yazık lan sana, o seni kurtardı. seni düşündü. sen onun için ne yaptın? hiç! kocaman bir hiç!

-Denemedim mi sanıyorsun?

onu neden bu kadar çok kurtarmak istedim biliyor musun?
çünkü onun benim olmasını istedim.
uyurken onu izlemeyi istedim, duştan çıktıktan sonra onun saçlarını kurutmak istedim, sabah uyandığımızda onunla birlikte kahvaltı yapmak istedim. o karanlıktan korkardı, ona ışık olmak istedim. o uykusunun ortasında sıçrayarak uyandığında ona sarılıp "geçti" demek isterdim.
evet o uykusunun ortasında uyanıyordu, çünkü söyleyemediği şeyler onu uyutmuyordu. o kadar çok içine atmıştı ki insanlara söylemesi gerekenleri, boğazlıyordu kelimeler onu uykusunda. bu olanlara dayanamaz ona telefonumu verir ve ara derdim.
ara sevgilim! ara onları, ara ki kabusların son bulsun, söyle onlara ne söylemek istiyorsan. tüm gücünle haykır! söyle ve rahatla! bari uykularında rahat edesin.
ben bunları isterdim.
nasıl kurtarırım onu diye düşündüm.
erdin kıral'a ulaşmaya çalıştım, ama ulaşamadım bir türlü! erdin kıral' tezer özlü'nün kocası. elbet bir şeyler anlatacaktı bana, en ufak bir şey bile keşfetsem onu kurtarmak için bu yeter diyecektim. ama ulaşamadım.
eğer onu sevmeseydim hayatımdan çıkarmak istemezdim, tıpkı diğer sevdiklerim gibi.
ailem gibi, arkadaşlarım gibi. onlarla vedalaştım geçen ay. anlattım, kabullendiler. ve yollarımızı ayırdık.
zaten o asla bir daha benimle konuşmaz, çünkü kızgın bana. haklı da.
anlamıyor musun KİMLİKSİZ!
o seçimini yapmış, o yalnızlığı seçmiş. ben onu iyileştiremem çünkü o iyileşmek istemiyor.
ben sadece o istediği müddetçe onun yanında durabilirim ve kafasını dağıtmasına yardımcı olurum. onun sevgisi, başkalarının sevgisine benzemez. o da seviyordur birisini, belki de beni. ama onun sevgisi ona da acı verir. çünkü ona huzur dışında tüm duygular acı verir. huzuru iste belki bir kitapta, bir filmde, bir şarkıda birkaç dakika yaşar. ben ona sadece eşlik edebilirim. ve bu şanslı olduğumu gösterir. çünkü yalnızlığı benimsemiş biri başkasıyla birlikte olamaz. aklına uymaz. o kendine bile katlanamıyorken, kendisi için bir şeyler yapmak isteyen birine hiç katlanamaz. sadece iyi niyetimi görür ve takdir eder. hepsi bu.
tüm bunları nereden mi biliyorum?
aynı tercihi ben de yaptım.
ben de yalnızlığı tercih ettim. süslü menfaat kaseleriyle sunduğunuz iyiliğinizi reddediyorum.
kendimi hiçliğin limanına zincirliyorum. herkesten uzakta kendi boşluğumda son bulmak için yapıyorum bunu! çünkü fazla zamanım kalmadı,
ya siroz beni öldürecek ya da egom bedenimi çürütecek. artık hangisi elini çabuk tutarsa!
ben Murat Dasurteil 20 yıllık hayatımdan istifa ediyorum, bununla da kalmıyor
kimliksiz adam'ın sonunu yazıyorum. çünkü arkamda bir şey bırakmak istemiyorum.
bir daha yazı yazar mıyım bilmiyorum. belki bir cafede görüşürüz, gülümsememi taç yapar gelirim.
belki de bir sinema çıkışında.
ya da başka bir ihtimalde karşılaşırız.
benim kumarım burada biter!


29 Nisan 2012 Pazar

güzel adamlar


güzel adamlar vardı, her işi yolunda giden adamlar.
çevresi tarafından sevilen sayılan, doğum günlerinde sürprizler yapılan.
insanların asla unutmak istemedikleri adamlar.
belki de insanlığı unutmamak için, belki de insanlığı onlarda gördükleri için.
o kadar güzel adamlardı ki, ölüm onların kapısını çalmaya korkardı.
bundandır ki; ölüm, hep güzel olmayan adamların kapısını çaldı.
bundandır ki; acı, hep güzel olmayan adamların şişesinde kaldı.
elimizdeki şişede sadece acı kaldı,
biz güzel adamların hayatlarına imrenip şişeyi tepemize dikerken.

29 Mart 2012 Perşembe

kendini yok etmek

bunu birçok şekilde yapabilirim. uyuşturucu, askerlik, sokak dövüşü, otostop ve bir sürü farklı seçenekle bunlar yapılabilir. her zaman kendimi bir tırtıl gibi görmüşümdür. ancak tırtılın kelebeğe dönüşmesi için kendini öldürmesi gerekir. bu kabuğu terk etmesi gerekir. artık hiçbir şey hissetmiyorum. sevmek sevilmek trt 1’deki dizilerde kaldı, yeditepe istanbul’da kaldı. gittikçe kendimin nasıl hasta nasıl pis bir insan olduğumu anlıyorum. onunla sevgili olmamakla iyi etmişim çünkü ona istemeden zarar vereceğim aşikar. öfkemi kontrol edemiyorum ne yaparsam ne edersem kendimi sakinleştiremiyorum. kendimi tedavi etme çalışmalarım bugün itibariyle son buldu. son 1 yıldır sinir krizi dahi geçirmiyordum. bugün çok sinirli bir şekilde dışarı çıktım ve dakikalarca koştum. evet oksijen omuzlarımı yakana kadar. gerçekten hasta bir adamım ve asla iyileşemeyeceğim. sırf kendimi iyileştirmek için o kadar psikoloji araştırması yapmıştım.ama yok bu bambaşka bir şey. bu kafka kompleksi değil, suçlu babam değil. bu dr jekyll ve bay hyde sendromu değil ben çift kişilikli değilim. ben sadece öfke ve nefretten meydana gelmiş 2 metrelik bir et parçasıyım. ayran gönüllüyüm.dengesizim. hiçbir zaman aşık olamadım ya da bağlanamadım çünkü bende bu duyguların yeşerebileceği bir sevgi ormanı yoktu. sadece sevdiğimi sandım gönül eğlendirdim şimdilerde ise ne yaptığımın dahi farkında değilim. öfkem beni ele geçiriyor arkadaşlarımın sevdiklerimin kalbini kırıyorum. o kızın da kalbi kırılabilirdi o yüzden onunla da konuşmuyorum. ona zarar vermek istemiyorum. dedim ya gerçekten kötü biriyim. o filmin sonunda ölen kötü adam benim ve evet filmdeki esas kız ben ölünce benim kollarımdan sevdiğinin kollarına kaçıyor. olması gereken de bu. kötüler her zaman kaybederler. uyuşturucu kullanıp onun kollarında huzur bulabilirim. ya da askerliğe gidip kişiliğimi tamamen öldürtebilirim. tüm kültürel birikimimi ve insanlığımı orada sildirtebilirim. belki de düz adam olurum annemin bulduğu o iğrenç kızlardan biriyle evlenir kenar mahalle semtinde memur maaşıyla yaşayabilirim. ya da saçımı sakalımı uzatır cebime beş kuruş almadan otostopla dünya’yı dolaşmayı düşünüp yola çıkabilir ve soluğu organ mafyasının kucağında alabilirim. bilmiyorum. tek bildiğim hiçbir şey hissedemediğim. insan açlıktan ya da susuzluktan değil sevgisizlikten ölür. ama ben sevgi sevgi diye bağıra bağıra dolaşacak değilim. benim yüküm bana yeter. zaten bir ölüyüm. en başından beri neden kendime kimliksiz adam takma adını almayı uygun gördüğümü anlayamamıştım. şimdi anladım. ben zaten ölüyüm ve ölü bir adamın bir kimliği olmaz.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Hazırım

http://fizy.com/#s/1377gn
İçtikçe içesim geliyor
Gelenler gidenlere benziyor
Ne çok insan
Ne çok yalnızlık
Ne çok ışık
Ne kadar karanlık
Ne çok söz
Ne çok sessizlik
Ölümüm bu benim çaresizlik



Geçen kış bir takım şeyler oldu. Kız arkadaşlarımızdan tekmeyi yemiş, zil zurna sarhoş olmuştuk.
Üç arkadaş yürüyorduk, yol parası olmadığından değil yürüyünce ayılırız dedik ve yürüdük.
Barlar sokağında yürüyoruz, uçan kuşa sataşacak durumdayız.
Altı lavuk yavaş yavaş yürüyorlar sokağın çıkışına doğru. Tabi biz de marizlicek adam arıyoruz. İnceden takılıyoruz peşlerine. Sonra Oğuz yapmayalım diyor. Altı kişiler diyor.
Ben de diyorum ki, yarısı kaçar. Rahat ol. Ki çoğu zaman öyle olur.
Mevzuyu başlatacak olan benim. Koşuyorum ve diyorum;
-Siz beni tanıyor musunuz lan!
-Hayır.
-Nasıl tanımazsınız laaaan!
(derken mevzu patlıyor zaten, üç lavuk topukları götlerine vura vura kaçıyorlar. diğerlerinin ağzına sıçıyoruz. kişisel bir şey değil, sadece kin.)
Adamları barcelona taktiğiyle seri bir şekilde dövüyoruz. Ama tabi ki bir messi, xavi, iniesta değiliz.
Uzaktan polis sirenleri duyuluyor, çocuklar hafiftan tırsıyorlar.
-Murat hadi gidelim, yeter.
(sınav yapan öğretmen edasıyla sesleniyorum çocuklara)
-Arkadaşlar siren sesiyle birlikte, lavukları yere bırakıyoruz. Yumruk oynatanın sözlüsüne sıfır veririm!
Dövdüğümüz çocuklar iyice kulak memesine kıvamına geldi, ve ayakta durucak hâlleri kalmadı.
Son yumruğu atacaktım ki, ufacık bir el kolumu tuttu. Ufacık narin bir el. Yapma dedi.
Dönüp baktım, Dilruba!
Çektim elinden, kavradım belini. Hop yapıştım dudaklarına, öpüyorum ama nasıl. Köpek gibi öpüyorum kızı.
Ansızın patlattı tokadı.
-Sen herkesi böyle öper misin hayvan!
-Naparsın benimkisi dudak tiryakiliği.. hehe.
-Yarın görüşürüz!!!
Sonra çağatay bağırdı, hadi abi polisler geliyor dedi. Bastım deparı kaçtım hemen.
Ertesi sabah dersanede Dilruba ile kantindeyiz. Dün gecenin kritiğini yapıyoruz.Dövdüğüm lavuk bunun sevgilisiymiş. Ben de aşıktım dilruba’ya da pas vermemişti fallik. Ama olsun.
-Neden içip içip adam dövüyorsunuz murat, neden!
-Hayatımızın sikilmişliğinin acısını çıkartıyoruz. O değil de, ben seni seviyorum Dilruba!
-Yüzsüzsün murat, yüzsüz!
Dersane bitince de dilruba ile bir daha görüşemedik, gerçi ne zaman istanbul’a dönsem bir yerlerde kaşılaşıyoruz ama tanımamazlıktan geliyorum.
Sonra yine arkadaşlarla içtik, ve şarkıyı söylemeye devam ettik…
http://fizy.com/#s/1377gn
Ne olacaksa olsun
Olacaksa şimdi burda olsun
Ne gelicekse gelsin
Hazırım
Yeter ki yarın başka olsun.

yetersiz


bazı şeyleri yapman gerektiği için yaparsın, istediğinden değil.
her şeyin tadı aynı gelir. stabil.
en güzel yemeğin de, en güzel içkinin de, en güzel kadının da..
tadı aynı gelir.
bu duygusal bir bunalım veya depresyon değil.
sadece, yetersiz.
yetersiz, evet doğru kelime.
hayatın, dünya’nın ağzındaki bir cümle gibidir.
söylemek ister, ama söyleyemez.
çünkü anlamını yitirmiştir.

Nankörün Dilemması

Eskiden, yani öğrenciyken sürekli ders çalışan öğrencilere anlam veremezdim.
İnek derdim, en arka sıradan en öndeki çocukla dalga geçerdim.
Yeni yeni anlıyorum neden köpek gibi ders çalıştıklarını.
Daha iyi bir ortam için, boş beleş olmayan adamlarla üniversiteye gitmek konuşmak için çalışıyorlarmış.
Nereden bilebilirdim ki.
Ben tarih kitabının içine kötü kedi şerafettin’i koyup okurdum.
Zevk olsun diye hocaların arabalarının benzin depolarına kesme şeker atardım.
Liseye kadar ben de inektim, bakma sonradan umursamaz bir piç olduğuma.
Tembelleştim.
Psikiyatrist bir tanıdığımız;
“Yaşadığı psikolojik travmalar, murat’ın kişiliğini böldü. Zihni kapanmış, artık eskisi gibi olamaz” demişti.
Ben de git kendini becer demiştim.
Ama adam haklıydı, öyle bir zaman gelir ki en zeki piç bile odunlaşmış bir kafaya sahip olabilir.
Belki elif beni terketmeseydi ben de yazmaya hiç başlamazdım.
Belki iyi bir ailem, huzurlu bir evim olsa şimdiki gibi kendine yeten biri olamazdım.
Her şeyde anlam aramak ne kadar saçma!
Aslında nankörün tekiyim, bana verilen hırsı kendime zırh yapamadım.