7 Kasım 2011 Pazartesi

Hazırım

http://fizy.com/#s/1377gn
İçtikçe içesim geliyor
Gelenler gidenlere benziyor
Ne çok insan
Ne çok yalnızlık
Ne çok ışık
Ne kadar karanlık
Ne çok söz
Ne çok sessizlik
Ölümüm bu benim çaresizlik



Geçen kış bir takım şeyler oldu. Kız arkadaşlarımızdan tekmeyi yemiş, zil zurna sarhoş olmuştuk.
Üç arkadaş yürüyorduk, yol parası olmadığından değil yürüyünce ayılırız dedik ve yürüdük.
Barlar sokağında yürüyoruz, uçan kuşa sataşacak durumdayız.
Altı lavuk yavaş yavaş yürüyorlar sokağın çıkışına doğru. Tabi biz de marizlicek adam arıyoruz. İnceden takılıyoruz peşlerine. Sonra Oğuz yapmayalım diyor. Altı kişiler diyor.
Ben de diyorum ki, yarısı kaçar. Rahat ol. Ki çoğu zaman öyle olur.
Mevzuyu başlatacak olan benim. Koşuyorum ve diyorum;
-Siz beni tanıyor musunuz lan!
-Hayır.
-Nasıl tanımazsınız laaaan!
(derken mevzu patlıyor zaten, üç lavuk topukları götlerine vura vura kaçıyorlar. diğerlerinin ağzına sıçıyoruz. kişisel bir şey değil, sadece kin.)
Adamları barcelona taktiğiyle seri bir şekilde dövüyoruz. Ama tabi ki bir messi, xavi, iniesta değiliz.
Uzaktan polis sirenleri duyuluyor, çocuklar hafiftan tırsıyorlar.
-Murat hadi gidelim, yeter.
(sınav yapan öğretmen edasıyla sesleniyorum çocuklara)
-Arkadaşlar siren sesiyle birlikte, lavukları yere bırakıyoruz. Yumruk oynatanın sözlüsüne sıfır veririm!
Dövdüğümüz çocuklar iyice kulak memesine kıvamına geldi, ve ayakta durucak hâlleri kalmadı.
Son yumruğu atacaktım ki, ufacık bir el kolumu tuttu. Ufacık narin bir el. Yapma dedi.
Dönüp baktım, Dilruba!
Çektim elinden, kavradım belini. Hop yapıştım dudaklarına, öpüyorum ama nasıl. Köpek gibi öpüyorum kızı.
Ansızın patlattı tokadı.
-Sen herkesi böyle öper misin hayvan!
-Naparsın benimkisi dudak tiryakiliği.. hehe.
-Yarın görüşürüz!!!
Sonra çağatay bağırdı, hadi abi polisler geliyor dedi. Bastım deparı kaçtım hemen.
Ertesi sabah dersanede Dilruba ile kantindeyiz. Dün gecenin kritiğini yapıyoruz.Dövdüğüm lavuk bunun sevgilisiymiş. Ben de aşıktım dilruba’ya da pas vermemişti fallik. Ama olsun.
-Neden içip içip adam dövüyorsunuz murat, neden!
-Hayatımızın sikilmişliğinin acısını çıkartıyoruz. O değil de, ben seni seviyorum Dilruba!
-Yüzsüzsün murat, yüzsüz!
Dersane bitince de dilruba ile bir daha görüşemedik, gerçi ne zaman istanbul’a dönsem bir yerlerde kaşılaşıyoruz ama tanımamazlıktan geliyorum.
Sonra yine arkadaşlarla içtik, ve şarkıyı söylemeye devam ettik…
http://fizy.com/#s/1377gn
Ne olacaksa olsun
Olacaksa şimdi burda olsun
Ne gelicekse gelsin
Hazırım
Yeter ki yarın başka olsun.

yetersiz


bazı şeyleri yapman gerektiği için yaparsın, istediğinden değil.
her şeyin tadı aynı gelir. stabil.
en güzel yemeğin de, en güzel içkinin de, en güzel kadının da..
tadı aynı gelir.
bu duygusal bir bunalım veya depresyon değil.
sadece, yetersiz.
yetersiz, evet doğru kelime.
hayatın, dünya’nın ağzındaki bir cümle gibidir.
söylemek ister, ama söyleyemez.
çünkü anlamını yitirmiştir.

Nankörün Dilemması

Eskiden, yani öğrenciyken sürekli ders çalışan öğrencilere anlam veremezdim.
İnek derdim, en arka sıradan en öndeki çocukla dalga geçerdim.
Yeni yeni anlıyorum neden köpek gibi ders çalıştıklarını.
Daha iyi bir ortam için, boş beleş olmayan adamlarla üniversiteye gitmek konuşmak için çalışıyorlarmış.
Nereden bilebilirdim ki.
Ben tarih kitabının içine kötü kedi şerafettin’i koyup okurdum.
Zevk olsun diye hocaların arabalarının benzin depolarına kesme şeker atardım.
Liseye kadar ben de inektim, bakma sonradan umursamaz bir piç olduğuma.
Tembelleştim.
Psikiyatrist bir tanıdığımız;
“Yaşadığı psikolojik travmalar, murat’ın kişiliğini böldü. Zihni kapanmış, artık eskisi gibi olamaz” demişti.
Ben de git kendini becer demiştim.
Ama adam haklıydı, öyle bir zaman gelir ki en zeki piç bile odunlaşmış bir kafaya sahip olabilir.
Belki elif beni terketmeseydi ben de yazmaya hiç başlamazdım.
Belki iyi bir ailem, huzurlu bir evim olsa şimdiki gibi kendine yeten biri olamazdım.
Her şeyde anlam aramak ne kadar saçma!
Aslında nankörün tekiyim, bana verilen hırsı kendime zırh yapamadım.

Onlar hep vardı, hep olacaklar


“Bir gün çok zengin olursam, sosyete hatunlarla yatıcam. Ama marifet bunu zengin olmadan yapmakta!”  -Sırrı D.  
Boş zamanlarında tenis oynayan, beyaz tenli, hanımefendi salon kadınları vardır. Böyle diksiyonu düzgün, adamı cezbeden hatunlar.
Alakasız bir aile toplantısında karşılaştıydım. Hemen anladıydım aileden olmadığını.Herkes kebabını rakısını sermiş önüne, bense cüzdanımdaki 5 tl’nin bana sırıtışına yenik düşmüştüm. tavuk dönerle ayran söyledim ve kenara çekilip yemeye başladım. kız da masanın öbür ucundaydı. sonra bizimkiler her zamanki konuyu konuşmaya başladır. terör ve komünizm! sonra ben lafa atladım. beni genç ve tecrübesiz gördükleri için böyle bir bilgi beklemiyorlardı.tek tek herbirinin dikkatini ve saygısını kazandım. bana da kebap söylediler, dayım rakı doldurun yeğenime! dedi. içince çenem açılır, yine açılmıştı. daha sonra kız kalktı geldi yanıma.
kız o kadar güzeldi ki, 5 dakika daha yanımda dursaydı allah’a inanabilir ve müslüman olabilirdim. o derece! o konuşurken, kızın ağzının içinde dilaltı hapı gibi eridim bittim.böyle hatunlar çok tehlikelidir. aman diyim! size o kadar çok şey katarlar ki, hayatınızı o kadar kaliteli hale getirirler ki yaşadığınızdan şüphe edersiniz.
cümlesini bitirdi.
-ankara’da okuyorum. eğer gelirsen beni ara. rakı masasında sohbet iyidir, tekrarlarız.
kızın numarasını kaybettim. zaten arasam, ne diyecektim ki?
hem adana nere ankara nere, yürü oğlum murat kendi çöplüğüne..
-tamam geldiğimde ararım dedim, salakça bir tebessümle.
montumu giydim ve tökezleye tökezleye geldim eve. dedem haklıydı.
o kadınlar hep vardı hep de olacaklar.
eğer bir gün çifte standart kalkarsa, insanlar etiketlemek yerine ilgilenmeye başlarsa ben de o kadınları arayacağım.
ne pahasına olursa olsun!

3 Ekim 2011 Pazartesi

uzun metraj

kafamdaki zebaniler gırtlağımı sıkmaya başladığına göre, yazma zamanı gelmiş demek ki.
artık anladım, burası kötülerin dünya’sı. iyi biri olma çabalarım, dolandırılmakla son buldu.
ilk defa birinden şüphelenmedim, ilk defa art niyetle yaklaşmadım. sonuçta herif 250 liramı dolandırdı.
evsiz kalmam ve ilk haftaki derslere giremem de cabası, ama hepsi bir yana o parayı bana anneannemin vermiş olması beni kızdırdı.
beni dolandıran herif, bir çok kişiyi dolandırmış kızın biriyle yatmış ve bunu videoya çekip internette yayınlamış.
zavallı kız intihar etmiş, adamın karısı; çocuğunu alıp evi terketmiş. herifi polisler arıyor ama bulamıyorlar.
ahirete inanmadığımdan, herifle hesaplaşmak istiyorum biran önce.
her şeye rağmen bir ev buldum, ve derslerime girdim. asistan maaşımla kirayı öderim diye düşünüyorum.
bazen her şey ters gider.
birine vurulursun, o ortalıktan kaybolur. sen onu düşürken, başkaları sana sulanır.
hiçbir şeyden tad alamazsın. en harika yemek bile yavan gelir adama.
hasta değilim, mutsuz değilim, sadece içimden bir şey gelmiyor. yaşamam gerektiği için yaşıyorum, istediğim için değil.
kafamın içindeki ses yaşatıyor beni. ne zaman vazgeçsem, ne zaman bu sefer bittim desem. tokat gibi laflarla beni kendime getiriyor.
intiharın eşiğindeyken bakıyordum aynaya. ve bana bağırdı!
- yaşamaya götü yemeyenler intihar eder, kolay mı lan bize öyle gol atmak!
- kolay mı bizi yıldırmak! yıka yüzünü amına koduğum, yıka!
- süt çocuğu gibi, hayattan kaçma!
o sese bir isim taktım. onun adı kimliksiz!
roller değişti ,ve artık senaryomu o yazıyor. ve murat o senaryoyu oynuyor!
hayır canım, tamer karadağlı kadar kötü oyuncu değilim.
herhangi bir şey için yaşamıyorum, yaşamak zorunda olduğum için yaşıyorum. toprağa gidenlere söz verdiğim için yaşıyorum.
bugün güzel bir gündü, yarın ne olur bilinmez.

sekiz numara

başım, dünya’nın vajinası olsaydı bu kadar ağrımazdı.
kuzen aradı gittim yanına, bilardo oynayalım dedi. hem kafam dağılırmış.
tek kural, sekiz numaralı topu en son atmakmış.
ıstakayı hafiften geriye çekip, beyaz topa odaklandım.
o an başımdan geçen tüm boktan anlar canlandı gözümde.
orospu çocuğu ev sahibim 2 haftadır ortalıkta yok ve ben sokaklarda sürünüyorum.
evimden uzaktayım, evimi veya birini özlemedim.sadece karanlıkta oturup, sakin müzikler dinleyerek düşünmeyi özledim.
uzun zaman sonra bir şeyler hissetmeye başladım, hatunun katkısı da var tabi. duygusuz bir piç olmaktansa, sevilip sevilmek istiyorum. sonunu bilmezmişim gibi.
artık sürekli hareket halindeyim, sürekli adrenalin salgılıyorum.
her sabah 100’er şınav ve mekik.
haftasonları halısahada maç, ve sonuç mükemmel.
kafam çamaşır suyuyla yıkanmış gibi, tertemiz. gereksiz tasalara yer yok!
sonra kuzenin bağırmasıyla çıkıyorum hayal dünya’sından.
abi ne yaptın sen diyor, noldu lan diyorum aval aval bakıp.
sekiz numaralı topu neden ilk attın diyor, bitsin istedim diyorum.
demiştim ona, kimliksiz’ın saltanatı murat’ın ağzından çıkacak iki kelimeye bağlı.
murat bitsin dedi, ve bitti.

8 Eylül 2011 Perşembe

sinekler ve piçler

gözümü açtığımda adana otogarındaydım. ensemden ısıran sivrisinek aniden uyandırdı beni.tamda rüyanın en güzel yerindeydi.
cebimde sadece 2 tl vardı.
yatırmam gereken bir okul harcı, doyurmam gereken karnım, ve kalıcak yer bulmalıydım.yürümeye başladım ve ganyan bayiine doğru adım attım.
okulda öğrendiğim matematiğin işime yarayacağı aklımın ucundan bile geçmezdi.
her yarış ayağında 3 gruptan at vardı. alt, üst ve aynı gruptan atlar.
kilolarına göre sıralanırlardı. ve geldi şimdi işin matematik kısmı.
aç kafayla pek düşünemesem de atların kilolarıyla orantı kurmayı akıl ettim.
ve altı ayaklık kuponumu yaptım.
yarışlar başladı ve götümü yırtarmışcasına bağırmaya başladım.
koş kızım koş kızım, ve altı atı da doğru bildim.matematikçi cem piçi, gel gör beni.artık o sıfırları götüne sokarsın!!
yaklaşık 600-700 lira para kaldırdım. harcımı yatırır yatırmaz soluğu et lokantasında aldım.
kebap ve rakı! sanırsın cennetin fragmanı!
öyle tatlı gelmişti ki o para. kelimeler kifayesiz kalır. ya da her ne sikimse!
daha sonra telefonumu elime aldım, ve rehbere göz gezdirmeye başladım.
bir kişi bile bulamadım arayıp mutluluğumu paylaşacak, ne kadar acı.
şimdi ise 3. sınıf bir pansiyonda ağzımda sigara, klozetin tepesindeyim. hayat muhasebesi yapıyorum.
gidenlerin sayısı, götürdüklerinden fazlaydı. suç benim!
murat’ın sözünü dinlemeliydim.  
“seversen, gider”demişti. dinlemedim.
hatunlarla gönül eğlendiren bir piçtim, sonra başka biri geldi. farklıydı ve anlayışlıydı. hepsini geç, beni adam etmişti.
artık diğer hatunlara sarkmıyordum, evlenmek bile mantıklı gelmeye başlamıştı.
sonra çekti gitti. öyle bi’ gitti ki, sessiz sedasız. işte o zaman anladım, karmanın beni cezalandırdığını.
sonra başka bir sinekle göz göze geldik. ne çok ortak yönümüz varmış!
sinekler ve piçler, tehlikeyi severler.
bokun etrafında dolaşırlar, ama o boku yemezler.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

koyu lacivert, siyaha yakın

amerikan filmlerindeki gibi babalarımız olmadı aslında. ne beraber top oynardık ne de kamp yapıp balık tutardık.
bizim evimizden klasik müzik sesleri yerine bağırtılar ve küfürler yükselirdi.
komşunun oğlu babasıyla uçurtma uçururdu, ben babamla üst kattaki komşuyu döverdim. bundan keyif alırdık.
okul çıkışlarında kavgalar olurdu, herkes abisini çağırırdı. ben çağırmazdım. ve hep bu yüzden dayak yerdim. arkamı kollayacak kimse olmazdı. yerlerde tekmelenir meydan dayağı yerdim ama yüzümü hep kapatırdım.
yüz önemli. oradan anlaşılır dayak yediğin. ama benim dayak yediğin anlaşılmamalıydı. her hafta abimi ziyarete giderdim bakırköye. yüzümü yarasız beresiz görmeliydi.
- bugün nasılsın abi?
+ komando! komando iyidir. komandoya bir şey olmaz. komando!
-bazen diyorum ki keşke o askeriye denen yere gitmeseydin. keşke bizimle kalsaydın.
+ komando!! komando!!  şınav pozisyonu al!! elli şınav!!
- keşke gitmeseydin be abi.
+ kes! annem nasıl iyi mi?
- iyi abi. sana zeytinyağlı sarma gönderdi.
(aslında annem iyi değildi. tansiyondan beyin kanaması geçirdi ve hastanedeydi. zeytinyağlıyı konserve olarak aldım, saklama kabına koyup getirdim.sırf abim eskileri hatırlasın diye.)
her hafta gittim yanına. her hafta. hiç iyileşmedi ama ben gittim. onun hayatını çalanlara hergün lanet ettim. hırsımı çıkarmak için yoldan çevirip dövdüğüm adamlar oldu. öfkem dinmedi. her gün içtim. şarap içe içe dudaklarım uyuştu bir süre sonra. ama bir türlü bilincim kapanmıyordu. farkındaydım her şeyin.
babamla tek ortak noktamız,dinmek bilmeyen öfkemizdi. birgün annemin ağlamaktan tansiyonu yükseldi. ve beyin kanaması geçirdi. inanır mısın nasıl bakıyordu gözleri. içindeki tüm ümit filizleri, dönüm dönüm yakılmış gibi.
babalarının kaderini, oğulları yaşar. annelerin kaderini, kızları yaşar.
-abi ya okul. okul ne oldu?
derslerim, ödevlerim olmadı benim.
abim beyaz gömlekle kaldı, anamın yüzüne hasretim.

29 Temmuz 2011 Cuma

vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkumdur

Can Yücel mi yalnızlık şairi ? O ibne göt üstünde ceviz kırıyordu.
Schopenhauer, seni işgüzar herif hem kadın düşmanısın hem yalnızlıktan şikayetçisin.
Nereden bileceksiniz yalnızlığı..
Küçükken yemek yedikten sonra tabağımı mutfaktaki lavaboya bırakırdım. Ve akşama o tabak yıkanırdı.
Artık yıkanmıyor.
O siktiğimin lavabosunda, amına koduğumun tabağı yıkanmıyor.
Eskiden yıkanırdı.
Evimin camlarını silmiyorum artık. Sırf dışarıdaki insanların mutluluğunu görmemek için silmiyorum.
Eskiden silerdim.
Azarlanmayı bile özledim. Azarlanayım diye bazı şeyleri yalnış bile yapıyorum.
Ama kimse azarlamıyor.
Eskiden içki şişeleriyle dertleşirdim, şimdilerde ise iki kadeh alıyorum salondaki vitrinden.
Dolduruyorum.. O amcık kadehi ağzına kadar şarapla dolduruyorum.
Birini ben içiyorum. Birini masadaki kitabın karşısına koyuyorum.
Şarabı gören Schopenhauer fırlıyor kitabın içinden, ve başlıyor kafamı sikmeye..
-Hiçbir insan asla yalnız değildir. Çünkü arkasında fark etmeden bıraktığı izleri muhakkak biri farketmiştir.
He amınakoyim he, öldükten sonra yalnızlığım son bulsa da ne fayda. Ben mutluluğun suretiyle yatmadıkça.
Bıktım artık kutsalı olmayan adam olmaktan, sırf insanlar iyileri sevsin diye kötü adamı oynamaktan.
Bıktım artık yumruğumu sıktığımda avcumu kanatan tırnaklarımdan.
Öfkenin bile sevgiye ihtiyacı vardır. Çünkü sevgisizlik insanı siker, ve insan öfkeyi doğurur. Ortada bir sevgi ihtimali bile yoksa sevgisizlik nasıl söz konusu olabilir ki.
Elimizde avcumuzda bir ihtimallerimiz vardı, onu da elimizden aldı orospu çocukları. Şimdi ise gerçeklerin soğukluğu ve keskinliğine sarılıp uyumaya çalışıyoruz. İhtiyar aksi park bekçisi gibi kovuyor bizi amınakoduğumun gerçekleri, nolurdu köşede kıyıda azcık uyusaydık.
Bugün gittim 100 lira verip siyah perdeler aldım ve astım. Sırf sabahları güneş yüzüme vurmasın.
Yüzüme vurmasın o götveren. Yalnızlığımı yüzüme vurmasın.
Kanla dolsun küvetler, ve yıkansın sperm kokan gelinlikler.
Aşkla dolsun yürekler, ve bunun şahidi olsun mevsimler.
olmuyor amınakoyim şiir bile yazamıyorum, ikinci dizede tutulup kalıyorum.
Çok büyük bir suç işlemişiz ki, ceremesini çekiyoruz.
Hiç yayınlanmayacak bir filmin, fragmanını yaşıyoruz.

iyi geceler istanbul kardeş

yine yarak gibi birgünün yarak gibi bir gecesinde beraberiz.
hava kapalı muhtemelen yarın yağmur yağacak, ama yağmasın be kardeş.
yağmur yerine şarap yağsın beton kentin zeminine, kutsanalım mavi gezegenin rahminde.
rahim demişken; vajinanın, köpekbalığı beynine benzediğini bilir misin? ben bilirim.          o yüzden köpekbalığı olmak isterdim. arkadaşıma “beynini sikim” diyince yadırganmamak için.
gönül isterdi ki hiç istanbul’da yaşamayayım ve her sabah kireçli suyla yüzümü yıkayıp egzoz dumanıyla vaftiz edilmeyeyim. her zaman dediğim gibi, aynı hayatı yaşıyoruz ama başlangıç noktalarımız farklı. bize düşe düşe zenci sikinden hallice bir metropol düştü be kardeş.
bugün 11 mayıs 2011 ve kafamda filler sikişiyor. sol gözüm seyiriyor yorgunluktan.
tıpkı zaman ayarlı patlayıcı gibi ritim tutuyor orospuçocuğu.
- tik tak. tik tak.
- sinirliyim ve yorgunum, saat kaç bilmiyorum
- tik tak. tik tak. canlı bomba gibiyim.
- o fahişeye sarılmak istiyorum.
anılar can yakar ve tabi o anıların yaşandığı mekanlar. o yüzdendir bu şehri terketme isteğim. hiç bir şey bana anılarımı çağrıştırmasın, kafam rahat olsun isterim.
koluma dövme yaptırasım var. bundan daha iyisi tanrı yapar yazdırıcam. mercedes fabrikalarına yazdığı gibi. zaten her şeyin en iyisini onlar yapar. beyaz eşya, porno, mekanik. bizim hayatlarımız fasulyeden de bakma işte uzatmaları oynuyoruz.
ama kolay değil. hem de hiç değil. kolay değil bize gol atmak.
türlü türlü badireler, üzüntüler, kederler, hasretler… bunları yaşatarak bize zarar veremezsin.
ne öyle artistlikler, kitaplar peygamberler…buna gücün yeter mi sandın? direncimi kırabilceğini mi sandın?
yazgıların da benim, şansların da benim…
cennetin de benim, cehennemin de benim…
mutluluğun da benim amınakoduğumun çocuğu. mutluluğun da…
- abi tanrıya inanıyor musun?
+ benim kadar acı çekmedikçe, asla!

Tanrı ismi nereden geliyor biliyor musun.

 Pelteğin biri çıkıyor, sanrı diyor.
“Sanrım, neden olanlara seyirci kalıyorsun. Neden!”
Tabi peltek olduğu için sanrı yerine tanrı diyor. Sonra yerliler tanrı ile konuşmaya ayin yapmaya filan başlıyorlar. Aslında saçma, ama orjinalinden mantıklı geliyor insana.
Uyumadan önce bol bol öpüşmüş olmalıyız ki, ağzım açık uyumuşum dün gece. Ağzım öyle bir kurumuş ki humphrey bogart gibi konuşuyorum.
- o adam kim?
+ şu casablanca’daki çemçuk ağızlı herif. gevrek gevrek konuşan.
- duvardaki fotoğraf kimin?
+ babamın.
- bana biraz onu anlatsana.
+ nesini anlatayım ki. benim asker ya da politikacı olmamı isterdi. ben istemezdim. her ikisi de katil. ben insan öldüremem.
- keşke olsaydın. üniformalı erkeklere bayılırım.
+ iyi git kapının önündeki çöpçüyle evlen. onun da üniforması var. turuncu turuncu.
sonra bir süre tartıştık. dedim bari gel kadıköyde kahvaltı edelim, sıkıldım evden.
ilginç hikayeler anlatmayı severim oldum olası. günlük hayatın rutinliğine pandik atarcasına neşe veriyordu bana.
mısırda kazı yapan arkeologlar  dildonun, ateşten önce bulunduğunu söylüyorlar. bence mantıklı. kinetik enerji = sürtünme enerjisi. ardından kıvılcım çıkıyor. hoop ateş yanıyor.
- nasıl bu kadar hayat dolu olup bir o kadar da hayattan bezgin oluyorsun?
+ ilk öldüğümde 17 yaşındaydım. o günden böyle eskinin izlerini taşıyorum tabi.
- bak ne dicem. haftasonu arabayla şileye gidelim. hem denize gireriz.
+ bilmiyorum. hiç keyfim yok. evde film izleyesim var.
- hadi hadi gidelim gidelim.
öyle bir inat etti ki kafamı sike sike  gitmeye razı etti. o kadar sabırsızımdır ki, arabayla sürat yaparım. öyle makaslar yapıyorum ki, 1 saniye beklesem tırın altına girip ölücez.
her neyse gittik şileye. aşk yapmak için denize gitmek istemiş. geri çeviremedim tabi. erkeklik hormonuna söz geçirmek, 5 yaşındaki bebeği oyuncak mağazasının önünden geçirmeye benziyor.
hanımefendinin gönlü oldu tabi. bense uzaklara bakıyorum böyle. derin derin.bitse de gitsek kıvamındayım. doğayı severim ama sinema ve edebiyata bağlılığım obsesiflik düzeyinde. bir şeyi o gün izlemeli o gün okumalıyım.
- murat sen bir kitap yazıyordun. o ne oldu?
+ kutsalı olmayan adam mı? duruyor öyle. yarım kaldı.
- e devam etsene yazmaya.
+ aklıma bir şey gelmiyor. bak ne dicem eve gidelim doors dinleyip şarap içelim. daraldım burada.
şaraba hayır diyemez. benim gibi. dün de su gibi içmemize rağmen.
arabaya biniyoruz. gözüm birden benzin deposunun ibresine gidiyor, koskoca depo nasıl biter. normal bir insan bu durum karşısında bildiği tüm duaları okur. bense bildiğim tüm küfürleri ediyorum.
o da üzülüyor ve ağlıyor. burada mahsur kaldık diyor.
neyse diyorum. her zaman torpido gözünde 35lik binboa votka taşırım. sırf kafayı çekmek için taşırdım ama durum bundan kötü tabi.
+ bak şimdi ben votkayı içicem. depoya işicem. sen de arabayı en yakın benzinciye kadar süreceksin. tamam?
- ama benim ehliyetim yok.
+ ya sen sür. burada kalacak değiliz.
eve vardığımda toprağı öpesim geldi. elimde paketlerle çıkıyoruz merdivenlerden, komşunun kızı da bizi gördü. ona da kesiktim zamanında ama söylemedim tabi.
eve geldik yemek yapmaya başladık. tabi pilav ve tavuktan öte bir şey yapacak değildik.
sonra tartışmaya başladık yine..
- o kızla neden öyle bakıştınız?
- nereden tanışıyorsunuz?
- bilmediğim bir şey mi var?
(aslında bu üç soruya ananın amı var diye cevap veresim geliyor. o derece daralmışım.)
+ şu ergen kızlar gibi her şeyi sahiplenme olayından kurtulsan artık diyorum.ne yani insanlara bakmayayım mı? her baktığımla yatsaydım şimdiye kadar frengiden öteki tarafa gitmiştim.
kafamın tasını attırdı fallik. atladım arabaya sürdüm. deliler gibi sürdüm. hiç sürmediğim gibi sürdüm.
insan aşka; kendini aldatarak başlar, başkalarını aldatarak bitirir.
bense kendimi aldatmışım.

Altı

İlk kazandığım para. Yaklaşık 800 lira. Parayı tomar yapmış ve abime doğrultmuştum.


-Bu sürtüğü görüyor musun? Bu sürtüğü beceririm. Ama onun beni becermesine izin vermem. İzin verdiğim zaman paragöz piçlerden farkım kalmaz.
Babam seni çok severdi. O yüzden rahmetli babasının adını sana koymuştu. Benim adımı murat koymuştu çünkü tek muradı paraya kavuşmaktı. Dini imanı para değildi, dinine bağlı biriydi. Onun gözünde hayırlı evlat olabilmen için kafanın secdeye değmesi gerekirdi.
Sayfaları sararmış ajandalara cinayet öyküleri yazardım. Cinayet desen ömrümde korku/gerilim filmi izlememişimdir. Ama gel gör ki  gördüğüm rüyalar benim bile kanımı donduruyordu. Ben yazıyordum ve yazdığım satırlar o adamları öldürüyorlardı. Bir süre daha yazmaya devam ettim. Ta ki öldürülen adamların kendim olduğunu anlayana kadar.
Babam nasılsa birgün ajandamı bulmuş ve okumuş. Bana;
- Psikoloğa gitmelisin dedi.
Ben de o paraya rusa giderim daha iyi dedim. Hiç değilse tensel bir rahatlama ile hormonlarımı bastırırım dedim.
O pek şakalardan hoşlanmazdı. Ya da onunla aramızda 40 yaş olduğundan benim saygısız olduğumu bile düşünürdü. Hoş bu kimin umurunda.
Hiç bir zaman şu yeşilçamdaki ailelere özenmezdim, ne de şu herkesin takdir ettiği örnek öğrencilere. Ben okul hayatım boyunca en arka sırada oturan ve öğretmenleri göt eden edepsiz piçtim. Bu gerçekten lezzetliydi.
Sınıflandırma, sınıfta başlardı.
Salak sınavlardan yüksek notlar aldığında insanlar seni zeki zannederdi.
- ay hayatım faruk’un iq’su 390 mııııışşşş.
Hasiktir ordan pezevenk. İnsan kendi zekasını ölçebilecek kadar zeki olsaydı mars’ta koloni kurardı.
Toplum düşmanı değildim. Sadece ezilenin yanındaydım, sikilenin değil.
Çünkü sikilen, sikilmeyi hakettiği için sikilmiştir. Ama ezilen, karşı koyamadığı için ezilmiştir. Ve ben onları hep destekledim.
Böyle her boku bildiğini sanan piçler olurdu, popülerlerdi. Onlar insanların farklılıklarıyla alay ederlerdi. Ve onları göt etmek benim için en büyük ego tatminiydi.Herkesin içinde ukteydi bu, ben sadece bunun ne kadar kolay olacağını göstermiştim.
Tabi bu onları çok kızdırmıştı. Hem de çok.
Ağzımı burnumu dağıtırlardı. Bense onlar sevinmesin diye gülerdim. Düşünsene! Yediğin sopanın haddi hesabı yok ama ben kahkalarla gülüyorum.
Uygun zamanı beklerdim. Çünkü intikam gecikir, ama yaşlanmaz.

Beş

Rakamlar orospu çocuğudur.
Saatler, tarihler, hesaplar, işlemler bunların hepsi rakamın uydurmaları.
Rakamlar yanıltır, çünkü onlar orospu çocuğu.
Ama harfler öyle değildir işte. Katilin soğukkanlılığı, tıpkı bir bıçak sırtı.
Harfler yargılamazlar ya da eleştirmezler. Direk sonuca ulaştırır. Cezanı keser ve sen baka kalırsın.
- Ah kardeşim ah. Gerçekten sinirliyim. Kylie Minogue yerine Kalaşnikofla büyüyen bir nesil olmak gerçekten canımı sıkıyor. Beverly Hills orospuları ile yatamamanın, son model lexus larla gezememenin yarattığı bir gerginlik değil bu.
Küçükken çok ağlardım. Birgün babam sadece zayıf insanların ağladığını söyledi.
İşte o gün dünya’nın ikiye ayrıldığını öğrendim.
Yumruklarını sıkan insanlar ve dişlerini sıkan insanlar. İki kavram ne kadar yakın ve bir o kadar birbirine uzak değil mi?
O sıktığın yumruk: patlamaya hazır bir bomba, bir şimşek adeta. Tırnakların kanatıyor avcunu, bekliyorsun.
O sıktığın dişlerin: öfkenin, mantığını sikerken ki karyola gıcırtısına eş değer sese sahip.
Nasıl yiyor ve bitiriyor seni o salt öfke. Hiç bir ilaç huzur vermiyor, hiç bir uyarıcı acını dindirmiyor. Seni sinirli yapan acın değil, başkalarının bu acıyı çekememesine deli oluyorsun. Hazmedemiyorsun.
Hadi git birkaç arkadaşını ara. Gidin bir bara kafaları çekin. Sonra o bardaki geceyi birkaç sikindirik resim ile ölümsüzleştirin.
Herkes derdini anlatıyor, anlatınca çözüleceğini sanıyor. Bir sizin derdiniz var siktiğimin dünya’sında, bir sizin acınız var. Sorunları çözmek yerine, paylaşmayı seçiyorsunuz.

Dört

Evdeki içkiler bitene kadar yalnız değildim. Demiryolları gibi, yazları uzayan umutlarım vardı. Fotoğrafları sepya rengine boyayınca yüzündeki lekeler belli olmuyordu, kalbimi de sepya rengine boyasam kırıklığı belli olmazdı belki de.
Bu doğruydu, içkiler bitene kadar yalnız değildim. Derdime ortak olurlar bana hak verirlerdi. Barbarasco bana fikir verirdi, blanc de blanc ise bana karşı çıkardı.
Hamamböceklerine imrenirdim kimi zamanlar. Işığı açtımda kaçarlardı, ben ise içinde bulunduğum karanlığın farkında bile değildim. Dibe vurmak batmak mıydı ya da tam tersi yüzeyin aksine yükselmek miydi?
Bazen sırf senin dediklerini onaylamaları için insanlara ihtiyacın olur. Ya da moral vermeleri için. Nasıl moral verebilirler ki, aynı acıyı yaşamadılar bile. Kafana takma ile başlayan laçkalaşmış diyaloglardan imanın gevrer. Hep gül hep kafa salla ki iyiye gittiğini sansınlar.
İşe gitmen gerekir. Erkenden kalk işe git. İşten çık alışverişe git. Bişiler satın al, ye tüket kullan. Aman ha bunları hergün düzenli olarak yap. Bunları yapmazsan anormal olduğunu düşünüyorlar. Bana akıl hastası demişlerdi. Halbuki sadece konuşuyordum. Eyleme geçseydim herhalde uzun kollu beyaz gömleği giyerdim.
Ehliyetsiz araba kullandın mı hiç? Ben kullandım. Aynı şeye benziyordu, sevgilisi olan biri ile aşk yaşamak gibi birşeydi. Sonunda mutlaka yakalanıyordun. Ama o ana kadar ki heyecanın damağında bıraktığı tad inanılmazdı. Kendini beceren bir hermafroditin çifte orgazm yaşaması gibi birşey olsa gerek.
Kendini beceren bir hermafrodit bence çifte orgazm yaşayabilir. Bir kadın gibi yoğun, bir erkek gibi sık şekilde orgazm olabilir. Eğer olamıyorsa kessin atsın.
Çevremdeki insanlar tanrı kompleksine sahip olduğumu söylüyorlar.Sürekli üretiyormuşum sürekli yaratıyormuşum. Sizin de tanrı kompleksiniz var dedim. Bağırdım. Siz de yaratıyorsunuz ulan. Olmadığınız insanlar gibi davranıyorsunuz. Kırmamak incitmemek için kendinizden ödün veriyorsunuz ve susuyorsunuz. Siz de başka bir profil yaratıyorsunuz.
Aklıma çok bilmiş kitap yazarları geldi. Cinsiyetleri, hayatı, aşkı ve birçok şeyi anlamış olduğunu sanan yazarlar geldi. Hepsi anladığını zannediyorlar çünkü birkaç siktiri boktan yaşam tecrübesi yaşamışlar.
Bir yerde bir yazı gözüme çarpmıştı. “Geçmişin, geleceği değiştirdiğini düşünmek irademize ve geleceğimize ihanettir” yazıyordu. Bu yazıyı onların vücutlarına dövmelemek istiyorum.
Kendimi onların yerine koyup hayatı belli bir kalıba sokmak istiyorum.
Onlardan neyim eksik? Birkaç sperm kokan şöhret ilişkisi ve büyük bir göt. Evet tek eksiğim bu. Ama umrumda değil.
Bana göre hayat: senkronu bozuk bir porno film. Sesler birbirine karışıyor, kim kimi sikiyor belli değil. Ama şundan eminim ki bunu izlemek kesin birilerinin hoşuna gidiyor.

Üç

Geçenlerde arkadaşım rastgele bir blog yazımı okumuş ve bana neden yazdığımı sormuştu. Yazıyordum çünkü yazmadığım zamanlar kafayı yer gibi oluyordum. Kelimeler gırtlağımı sıkıyorlardı ağzımdan çıkmak için, ama ben susuyordum. Onlar boğazımda kalıyordu, ve ben yutkunamıyordum.
İhtimallere inandığımdan, intihar etmiyordum. Her zaman daha iyisi vardır yalanı bana yaşamak için bir neden veriyordu.
Ama aklımın almadığı şeyler vardı. Ulan insan hayatı 3-5 kitaptan ibaret nasıl olabilir.
Ders kitaplarından öğrendiklerin gündelik hayatta ne sikine yarar ki?
Ben sana söyliyim mi? Bi sikime yaramaz.
Biz bunlar değiliz. Biz pahalı kıyafetler, güzel saçlar, kaliteli okullar değiliz. Ölüm senin kapını çaldığında ne senin paranı sikler, ne de birincilikle bitirdiğin üniversiteni sikler. Ölmen gerekiyorsa, ölürsün. Anladın mı? Ölürsün.
Statü, sadece dünyevi mülkiyetin anahtarıydı. Ama kimse ölünce bunların bir şeye faydasının olmadığını bilmiyordu.
Sırf parası iyi diye doktor,avukat gibi hayati meslekleri seçen insanlar var. Bu nasıl bir omurgasızlıktır, sen insanların hayatlarına yön veren bir mesleği sırf para için mi seçiyorsun? Hayır dostum hayır, sen benim dünya’mda yaşamıyorsun.
Benim dünya’mda para gelir ve gider. Bu önemli değildir. Ama zaman sadece gider. Geri gelmez. İşte bu önemlidir. Senin akademik kariyerin 10 yıl sürer, ama benim hayatımın en güzel günleri için 10 gün yeter.
Sen kallavi bir cv yaz, birkaç kişinin götünü yala ve işinde yüksel. Ben şarap ve sigara ile kendi cumhuriyetimi kurarım.
Senin cenazende formalite amaçlı 3-5 takım elbiseli insan gelir ağlar ve giderler. Sen toprağın altında olursun.
Bense bir sokak köşesinde donmuş ama yüzümde bir gülücük ile ölmüş olurum. Bulutların üstünde olurum. Çünkü ben mutluyum.

İki

İnsan karakteri değişkendir, bir sabit değer değildir. Tonla farklı karakterden insanlar var. Ama bazı karakter fabrika çıkışlı. Standart yani. Mesela her ortamda babasını övmeden 5 dakika duramayan zengin piçler var, ya da romantik aşk çocuğu gibi gezinen ama özünde seksomanyak olan piçler var. Aşkını avcunun içinde yaşayıp, küveti spermle dolduran piçlerdi bunlar.
Böyle tipleri hiç sevemedim, sevemem de. Çünkü yapmacık olanı sevmem amınakoyim.
Ne kankiler gördüm “oğlum o kız benim kardeşim” diyip bir süre sonra “verse ne sikerim haa” diye inip inip yanıp tutuşan piçleri gördüm. Hatta bir süre kız kaldırmanın buna bağlı olduğunu bile düşündüm. Ama yapmadım. O piçlerden olamadım hiçbir zaman. Belki de gururuma yediremedim. İnsan zaten gururu için yaşamaz mı? yaşar.
Popüler piçlerin ortak yönü ya zengin olmasıydı ya yakışıklı olmasıydı. Bana sorsan biri karakolun önünden geçse, tipsizlikten altı ay yatardı içerde. Ama mezun olunca güzelliğin bir maske olduğunu anladım. Nasıl bir maske mi? Karakteri gizleyen bir maske. Kimse şu çocuk çok zeki veya şu kız çok komik demezlerdi. Güzelsen, güzeldin. Ama benim sikimde değildi.
Çünkü bir şey güzelse, benimle aynı ortamda olmazdı. Çünkü o şey ulaşılmaz olduğu için güzel olurdu.
Demin bahsettiğim piçlere karşı kin besliyordum içimde. Çünkü onlar kazanmak için çaba göstermezdi. Onlar zaten kazanmıştı. Onlar emek vermemişlerdi anlıyor musun? Emek vermemişlerdi.
Her zaman popüler olanı yıkmaktan zevk almışımdır. Çünkü o da sıradandı, ben de sıradandım. Ben sadece onların ambalajlarını parçaladım, ve insanlar gerçekleri gördüler.
Biri hakkında düşüncem her ne olursa olsun söylerdim. Hiç umursamazdım bana darılır mı kızar mı. Babamsa buna çok bilmişlik derdi. Çoğu zaman kendimi kafka gibi hissetmemi sağlamıştır onun bu tavırları. Birgün bana “sen bu ailenin sırtına saplanmış bir bıçaksın” demesini umuyordum. Sonra onunla tartıştık ve birbirimiz hakkında düşündüğümüz her şeyi yüzümüze vurduk.
Onunla aramızda yaklaşık 40 yaş filan vardı. Ben yaşın sadece sayısal bir değer olduğunu bilirim. Oysa yaşlıların her zaman doğruları bildiğini söyler. Belki de bu yüzdendir bendeki otorite düşmanlığı.
Sevap ve günahlar gerçekten not ediliyor mu bilmem ama, acı çeken insanların da sevap kazanması gerek bence. Üzüntünün diyetini hangi tanrı ödeyebilir?
Sahi bak şimdi aklıma geldi. Biz acımızı kederimizi katık yapıp yerken tanrı neredeydi?
Bence keyfi gayet yerindeydi.

Bir

sigaranın biri söndü, öteki yandı. bir yerde okumuştum sigara tad alma duyusunu köreltiyormuş. hayattan tad alamadıktan sonra yediklerimden tad alsam nolurdu ki.
yaz akşamları sokakta yattığım günler olurdu. böyle saçı sakalı birbirine karışmış berduş amcalar yanıma gelir sigara isterlerdi. sigara karşılığında bana şarap verirlerdi, şarap dediğimse kaynak reçelden hallice. ama olsun be.
tenekenin içinde ateş yakılır ateşin başında demlenirdi herkes. ve herkesin bir hikayesi vardı. o zamanlar daha 17 yaşındayım, çok güveniyorum kendime. dünya’nın merkezi benim güya. içlerinde en genç olan da benim.
amcalardan biri anlatıyor. karımı öldürdüm diyor. çok severdim orospuyu diyor.e o zaman neden öldürdün dedim. sevdiğimden dedi. bu amcaya lotodan büyük miktar para çıkmış. ama hain evlatları babasının akli dengesinin yetersiz olduğunu söyleyerek adamın elinden parayı almışlar. ne adam ne de eşi bu ihaneti kaldıramamışlar tabi. kadın kanser olmuş. adam ise alkolik. kadın birgün çok acı çekiyormuş. ama öyle böyle bir acı değil. adam bana karısının acı çekmesine dayanamadığını ve boğazını kestiğini söylüyor. adam bunları söylemiyor resmen yaşıyor karşımda. o da bir çok kez ölmüş belli ki. gözyaşlarının içinde kalıyor.
konuyu değiştiriyorum hemen. ben de severdim diyorum. kahkahayı patlatıyor ihtiyarlardan biri. yaşın daha 17, neyinle seveceksin diyor. cevap veremiyorum, gözümü kaçırıyorum adamdan. zamana bırak diyor, doğru olan karşına çıkacaktır diyor. siktir çekercesine yavşak bir tebessümle kafamı çeviriyorum.
saat gecenin dördü olmuş. her ne kadar yaz da olsa istanbul soğuk olabiliyor.
başka biri derdini anlatacak, anlatacak ki uyumayacağız bu gece. alkolde iyice kanına karıştı milletin, yoksa kim cesaret edebiliyor kendi hakkında bu kadar bilgi vermeye.
sarışın bir amca var, sarı diyorlar ona. o geçiyor ateşin karşısına. anlatıyor. kumara düşkünmüş, tefeciden para almış. tefecide mafya gibi bir şey o zamanlar. çok borcu varmış ve ödeyecek durumda değil. adamın bir karısı ve ufak bir evi var. adamı dayaktan öldürmüşler, karısına tecavüz etmişler ve daha tonla bela gelmiş başına.
karısı bu utancı kaldıramayıp çatıdan aşağı kendini bırakmış. 7. kattan aşağı arabanın üzerine düşüp oracıkta can vermiş. adam öyle bir anlatıyor ki olay içimize işliyor. kanımız donuyor adeta.
bana dönüp soruyorlar, hâlâ diyorlar. hâlâ acı çektiğini düşünüyor musun?
hayır diyorum. geçici hevesleri aşk zannetmişim bunca zaman.
ara sıra hoş kızlarla vakit geçiriyordum. sanırım bu o diyordum. tanıyana kadar sürüyordu bu yanılmam. aradan 2 yıl geçti. 19 yaşımdayım ve hiç bir şeyin benim için bir değeri yok. çünkü artık değer yüklemiyorum hiç bir şeye, çünkü değer verdiğim bir şey yok olunca ben de yok oluyorum. bir parçam yok olmuyor, ben yok oluyorum. çünkü bir bütün değilim. bir parçayım. hayat yapbozunda bir parçayım ve kendimi tamamlayacak olan parçayı aramıyorum.

Sıfır

sabahın köründe uyanıyorum. gözlerim kan çanağı. küfrediyorum. sigara ve şekersiz kahve ile çok besleyici bir kahvaltı yapıyorum.
 kulağımda kulaklık otobüs durağına doğru yürüyorum. winrar dosyası misali insanı sıkıştıran otobüste yolculuk yapıyorum. hallaç pamuğu gibi sallanıyoruz.
pahalı takım elbiseli bir adam otobüse biniyor. saati soruyor, söylüyorum. saçma bir diyalog geçiyor aramızda.
adam: elinde defterler var. hahaha saçın sakalın birbirine karışmış öğrencilik yapıyorsun!
ben: aynı otobüste yolculuk yaptığımıza göre benden fazla iyi sayılmazsın. ha ne dersin?
sonra adam yutkunuyor ve susuyor. belki içinden küfrediyor. umursamazca gülüyorum.
otobüsten inip yürümeye başlıyorum. sözlerini tam bilmesem de mırıldanıyorum şarkıyı.
 yolun karşısına geçiyorum. insanların hepsinin yüzü asık. bense sebepsiz bir neşeye kapılıyorum. adeta gülümsemem ile onlara peşkeş çekiyorum.
 arabanın biri üzerime su sıçratıyor, göt diye bağırıyorum. 3-5 ahlak zabıtası beni ayıplıyor. ben göt desem suçtur ama onlar her akşam o götü görmek için can atarlar. gülüyorum yine.
köşeden dönerken kahve dükkanının önünden geçiyorum. starbucks’taki kokoş ablalar aralarında konuşuyorlar.
şu uzun boylu çocuk sakalını kesse ne tatlı olur diye. bu sefer daha bi gürültülü gülüyorum.
beni durdurtup neden güldüğümü soruyorlar. - başkası istiyor diye kendimden ödün verirsem bu beni ben yapmaz. başkası yapar diyorum. hızlı adımlarla uzaklaşıyorum oradan.
mutluluk paylaşılabildiği zamanlar mutluluk olurmuş. keder niye paylaşılmıyor. o piç mi?