İnsan karakteri değişkendir, bir sabit değer değildir. Tonla farklı karakterden insanlar var. Ama bazı karakter fabrika çıkışlı. Standart yani. Mesela her ortamda babasını övmeden 5 dakika duramayan zengin piçler var, ya da romantik aşk çocuğu gibi gezinen ama özünde seksomanyak olan piçler var. Aşkını avcunun içinde yaşayıp, küveti spermle dolduran piçlerdi bunlar.
Böyle tipleri hiç sevemedim, sevemem de. Çünkü yapmacık olanı sevmem amınakoyim.
Ne kankiler gördüm “oğlum o kız benim kardeşim” diyip bir süre sonra “verse ne sikerim haa” diye inip inip yanıp tutuşan piçleri gördüm. Hatta bir süre kız kaldırmanın buna bağlı olduğunu bile düşündüm. Ama yapmadım. O piçlerden olamadım hiçbir zaman. Belki de gururuma yediremedim. İnsan zaten gururu için yaşamaz mı? yaşar.
Popüler piçlerin ortak yönü ya zengin olmasıydı ya yakışıklı olmasıydı. Bana sorsan biri karakolun önünden geçse, tipsizlikten altı ay yatardı içerde. Ama mezun olunca güzelliğin bir maske olduğunu anladım. Nasıl bir maske mi? Karakteri gizleyen bir maske. Kimse şu çocuk çok zeki veya şu kız çok komik demezlerdi. Güzelsen, güzeldin. Ama benim sikimde değildi.
Çünkü bir şey güzelse, benimle aynı ortamda olmazdı. Çünkü o şey ulaşılmaz olduğu için güzel olurdu.
Demin bahsettiğim piçlere karşı kin besliyordum içimde. Çünkü onlar kazanmak için çaba göstermezdi. Onlar zaten kazanmıştı. Onlar emek vermemişlerdi anlıyor musun? Emek vermemişlerdi.
Her zaman popüler olanı yıkmaktan zevk almışımdır. Çünkü o da sıradandı, ben de sıradandım. Ben sadece onların ambalajlarını parçaladım, ve insanlar gerçekleri gördüler.
Biri hakkında düşüncem her ne olursa olsun söylerdim. Hiç umursamazdım bana darılır mı kızar mı. Babamsa buna çok bilmişlik derdi. Çoğu zaman kendimi kafka gibi hissetmemi sağlamıştır onun bu tavırları. Birgün bana “sen bu ailenin sırtına saplanmış bir bıçaksın” demesini umuyordum. Sonra onunla tartıştık ve birbirimiz hakkında düşündüğümüz her şeyi yüzümüze vurduk.
Onunla aramızda yaklaşık 40 yaş filan vardı. Ben yaşın sadece sayısal bir değer olduğunu bilirim. Oysa yaşlıların her zaman doğruları bildiğini söyler. Belki de bu yüzdendir bendeki otorite düşmanlığı.
Sevap ve günahlar gerçekten not ediliyor mu bilmem ama, acı çeken insanların da sevap kazanması gerek bence. Üzüntünün diyetini hangi tanrı ödeyebilir?
Sahi bak şimdi aklıma geldi. Biz acımızı kederimizi katık yapıp yerken tanrı neredeydi?
Bence keyfi gayet yerindeydi.
Böyle tipleri hiç sevemedim, sevemem de. Çünkü yapmacık olanı sevmem amınakoyim.
Ne kankiler gördüm “oğlum o kız benim kardeşim” diyip bir süre sonra “verse ne sikerim haa” diye inip inip yanıp tutuşan piçleri gördüm. Hatta bir süre kız kaldırmanın buna bağlı olduğunu bile düşündüm. Ama yapmadım. O piçlerden olamadım hiçbir zaman. Belki de gururuma yediremedim. İnsan zaten gururu için yaşamaz mı? yaşar.
Popüler piçlerin ortak yönü ya zengin olmasıydı ya yakışıklı olmasıydı. Bana sorsan biri karakolun önünden geçse, tipsizlikten altı ay yatardı içerde. Ama mezun olunca güzelliğin bir maske olduğunu anladım. Nasıl bir maske mi? Karakteri gizleyen bir maske. Kimse şu çocuk çok zeki veya şu kız çok komik demezlerdi. Güzelsen, güzeldin. Ama benim sikimde değildi.
Çünkü bir şey güzelse, benimle aynı ortamda olmazdı. Çünkü o şey ulaşılmaz olduğu için güzel olurdu.
Demin bahsettiğim piçlere karşı kin besliyordum içimde. Çünkü onlar kazanmak için çaba göstermezdi. Onlar zaten kazanmıştı. Onlar emek vermemişlerdi anlıyor musun? Emek vermemişlerdi.
Her zaman popüler olanı yıkmaktan zevk almışımdır. Çünkü o da sıradandı, ben de sıradandım. Ben sadece onların ambalajlarını parçaladım, ve insanlar gerçekleri gördüler.
Biri hakkında düşüncem her ne olursa olsun söylerdim. Hiç umursamazdım bana darılır mı kızar mı. Babamsa buna çok bilmişlik derdi. Çoğu zaman kendimi kafka gibi hissetmemi sağlamıştır onun bu tavırları. Birgün bana “sen bu ailenin sırtına saplanmış bir bıçaksın” demesini umuyordum. Sonra onunla tartıştık ve birbirimiz hakkında düşündüğümüz her şeyi yüzümüze vurduk.
Onunla aramızda yaklaşık 40 yaş filan vardı. Ben yaşın sadece sayısal bir değer olduğunu bilirim. Oysa yaşlıların her zaman doğruları bildiğini söyler. Belki de bu yüzdendir bendeki otorite düşmanlığı.
Sevap ve günahlar gerçekten not ediliyor mu bilmem ama, acı çeken insanların da sevap kazanması gerek bence. Üzüntünün diyetini hangi tanrı ödeyebilir?
Sahi bak şimdi aklıma geldi. Biz acımızı kederimizi katık yapıp yerken tanrı neredeydi?
Bence keyfi gayet yerindeydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder