29 Temmuz 2011 Cuma

Üç

Geçenlerde arkadaşım rastgele bir blog yazımı okumuş ve bana neden yazdığımı sormuştu. Yazıyordum çünkü yazmadığım zamanlar kafayı yer gibi oluyordum. Kelimeler gırtlağımı sıkıyorlardı ağzımdan çıkmak için, ama ben susuyordum. Onlar boğazımda kalıyordu, ve ben yutkunamıyordum.
İhtimallere inandığımdan, intihar etmiyordum. Her zaman daha iyisi vardır yalanı bana yaşamak için bir neden veriyordu.
Ama aklımın almadığı şeyler vardı. Ulan insan hayatı 3-5 kitaptan ibaret nasıl olabilir.
Ders kitaplarından öğrendiklerin gündelik hayatta ne sikine yarar ki?
Ben sana söyliyim mi? Bi sikime yaramaz.
Biz bunlar değiliz. Biz pahalı kıyafetler, güzel saçlar, kaliteli okullar değiliz. Ölüm senin kapını çaldığında ne senin paranı sikler, ne de birincilikle bitirdiğin üniversiteni sikler. Ölmen gerekiyorsa, ölürsün. Anladın mı? Ölürsün.
Statü, sadece dünyevi mülkiyetin anahtarıydı. Ama kimse ölünce bunların bir şeye faydasının olmadığını bilmiyordu.
Sırf parası iyi diye doktor,avukat gibi hayati meslekleri seçen insanlar var. Bu nasıl bir omurgasızlıktır, sen insanların hayatlarına yön veren bir mesleği sırf para için mi seçiyorsun? Hayır dostum hayır, sen benim dünya’mda yaşamıyorsun.
Benim dünya’mda para gelir ve gider. Bu önemli değildir. Ama zaman sadece gider. Geri gelmez. İşte bu önemlidir. Senin akademik kariyerin 10 yıl sürer, ama benim hayatımın en güzel günleri için 10 gün yeter.
Sen kallavi bir cv yaz, birkaç kişinin götünü yala ve işinde yüksel. Ben şarap ve sigara ile kendi cumhuriyetimi kurarım.
Senin cenazende formalite amaçlı 3-5 takım elbiseli insan gelir ağlar ve giderler. Sen toprağın altında olursun.
Bense bir sokak köşesinde donmuş ama yüzümde bir gülücük ile ölmüş olurum. Bulutların üstünde olurum. Çünkü ben mutluyum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder