29 Temmuz 2011 Cuma

Sıfır

sabahın köründe uyanıyorum. gözlerim kan çanağı. küfrediyorum. sigara ve şekersiz kahve ile çok besleyici bir kahvaltı yapıyorum.
 kulağımda kulaklık otobüs durağına doğru yürüyorum. winrar dosyası misali insanı sıkıştıran otobüste yolculuk yapıyorum. hallaç pamuğu gibi sallanıyoruz.
pahalı takım elbiseli bir adam otobüse biniyor. saati soruyor, söylüyorum. saçma bir diyalog geçiyor aramızda.
adam: elinde defterler var. hahaha saçın sakalın birbirine karışmış öğrencilik yapıyorsun!
ben: aynı otobüste yolculuk yaptığımıza göre benden fazla iyi sayılmazsın. ha ne dersin?
sonra adam yutkunuyor ve susuyor. belki içinden küfrediyor. umursamazca gülüyorum.
otobüsten inip yürümeye başlıyorum. sözlerini tam bilmesem de mırıldanıyorum şarkıyı.
 yolun karşısına geçiyorum. insanların hepsinin yüzü asık. bense sebepsiz bir neşeye kapılıyorum. adeta gülümsemem ile onlara peşkeş çekiyorum.
 arabanın biri üzerime su sıçratıyor, göt diye bağırıyorum. 3-5 ahlak zabıtası beni ayıplıyor. ben göt desem suçtur ama onlar her akşam o götü görmek için can atarlar. gülüyorum yine.
köşeden dönerken kahve dükkanının önünden geçiyorum. starbucks’taki kokoş ablalar aralarında konuşuyorlar.
şu uzun boylu çocuk sakalını kesse ne tatlı olur diye. bu sefer daha bi gürültülü gülüyorum.
beni durdurtup neden güldüğümü soruyorlar. - başkası istiyor diye kendimden ödün verirsem bu beni ben yapmaz. başkası yapar diyorum. hızlı adımlarla uzaklaşıyorum oradan.
mutluluk paylaşılabildiği zamanlar mutluluk olurmuş. keder niye paylaşılmıyor. o piç mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder