amerikan filmlerindeki gibi babalarımız olmadı aslında. ne beraber top oynardık ne de kamp yapıp balık tutardık.
bizim evimizden klasik müzik sesleri yerine bağırtılar ve küfürler yükselirdi.
komşunun oğlu babasıyla uçurtma uçururdu, ben babamla üst kattaki komşuyu döverdim. bundan keyif alırdık.
okul çıkışlarında kavgalar olurdu, herkes abisini çağırırdı. ben çağırmazdım. ve hep bu yüzden dayak yerdim. arkamı kollayacak kimse olmazdı. yerlerde tekmelenir meydan dayağı yerdim ama yüzümü hep kapatırdım.
yüz önemli. oradan anlaşılır dayak yediğin. ama benim dayak yediğin anlaşılmamalıydı. her hafta abimi ziyarete giderdim bakırköye. yüzümü yarasız beresiz görmeliydi.
- bugün nasılsın abi?
+ komando! komando iyidir. komandoya bir şey olmaz. komando!
-bazen diyorum ki keşke o askeriye denen yere gitmeseydin. keşke bizimle kalsaydın.
+ komando!! komando!! şınav pozisyonu al!! elli şınav!!
- keşke gitmeseydin be abi.
+ kes! annem nasıl iyi mi?
- iyi abi. sana zeytinyağlı sarma gönderdi.
(aslında annem iyi değildi. tansiyondan beyin kanaması geçirdi ve hastanedeydi. zeytinyağlıyı konserve olarak aldım, saklama kabına koyup getirdim.sırf abim eskileri hatırlasın diye.)
her hafta gittim yanına. her hafta. hiç iyileşmedi ama ben gittim. onun hayatını çalanlara hergün lanet ettim. hırsımı çıkarmak için yoldan çevirip dövdüğüm adamlar oldu. öfkem dinmedi. her gün içtim. şarap içe içe dudaklarım uyuştu bir süre sonra. ama bir türlü bilincim kapanmıyordu. farkındaydım her şeyin.
babamla tek ortak noktamız,dinmek bilmeyen öfkemizdi. birgün annemin ağlamaktan tansiyonu yükseldi. ve beyin kanaması geçirdi. inanır mısın nasıl bakıyordu gözleri. içindeki tüm ümit filizleri, dönüm dönüm yakılmış gibi.
babalarının kaderini, oğulları yaşar. annelerin kaderini, kızları yaşar.
-abi ya okul. okul ne oldu?
bizim evimizden klasik müzik sesleri yerine bağırtılar ve küfürler yükselirdi.
komşunun oğlu babasıyla uçurtma uçururdu, ben babamla üst kattaki komşuyu döverdim. bundan keyif alırdık.
okul çıkışlarında kavgalar olurdu, herkes abisini çağırırdı. ben çağırmazdım. ve hep bu yüzden dayak yerdim. arkamı kollayacak kimse olmazdı. yerlerde tekmelenir meydan dayağı yerdim ama yüzümü hep kapatırdım.
yüz önemli. oradan anlaşılır dayak yediğin. ama benim dayak yediğin anlaşılmamalıydı. her hafta abimi ziyarete giderdim bakırköye. yüzümü yarasız beresiz görmeliydi.
- bugün nasılsın abi?
+ komando! komando iyidir. komandoya bir şey olmaz. komando!
-bazen diyorum ki keşke o askeriye denen yere gitmeseydin. keşke bizimle kalsaydın.
+ komando!! komando!! şınav pozisyonu al!! elli şınav!!
- keşke gitmeseydin be abi.
+ kes! annem nasıl iyi mi?
- iyi abi. sana zeytinyağlı sarma gönderdi.
(aslında annem iyi değildi. tansiyondan beyin kanaması geçirdi ve hastanedeydi. zeytinyağlıyı konserve olarak aldım, saklama kabına koyup getirdim.sırf abim eskileri hatırlasın diye.)
her hafta gittim yanına. her hafta. hiç iyileşmedi ama ben gittim. onun hayatını çalanlara hergün lanet ettim. hırsımı çıkarmak için yoldan çevirip dövdüğüm adamlar oldu. öfkem dinmedi. her gün içtim. şarap içe içe dudaklarım uyuştu bir süre sonra. ama bir türlü bilincim kapanmıyordu. farkındaydım her şeyin.
babamla tek ortak noktamız,dinmek bilmeyen öfkemizdi. birgün annemin ağlamaktan tansiyonu yükseldi. ve beyin kanaması geçirdi. inanır mısın nasıl bakıyordu gözleri. içindeki tüm ümit filizleri, dönüm dönüm yakılmış gibi.
babalarının kaderini, oğulları yaşar. annelerin kaderini, kızları yaşar.
-abi ya okul. okul ne oldu?
derslerim, ödevlerim olmadı benim.
abim beyaz gömlekle kaldı, anamın yüzüne hasretim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder